m1gin 41

Müslüman birinin iftirasına karşı Yahudiyi savunan ayetler. Nisa 105-115

http://www.sonpeygamber.info/adaletin-tek-olcusu-haklilik

Adaletin Tek Ölçüsü: Haklılık
Fatma Bayram

Hz. Peygamber, zanlılardan birinin Müslüman, diğerinin ise Yahudi olduğu bir hırsızlık davasında, Müslüman olanın yalan yemini ve kabilesinin de yalan şehadeti ile Yahudi aleyhine hüküm vermek üzereyken inen ayetleri bilir misiniz? Nisa 105-115 arasını hiç bu bakış açısıyla okudunuz mu?

Olay şöyle cereyan etmiş: Ensardan Beni Zafer ailesine mensup Tu'me bin Ubeyrık komşusu Katade bin Numan'dan bir zırh çalmış ve bir un dağarcığının içine gizleyerek evine götürmüş. Daha sonra Zeyd bin Semin adındaki bir Yahudi tanıdığına emanet etmiş. Fakat un dağarcığı delik olduğundan yol boyunca iz bırakmış. Bu izleri takip edenler evine geldiklerinde Tu'me'yi bulamamışlar ve izleri takip ederek Yahudinin evine gitmişler. Yahudi, bunu kendisine Tu'me'nin emaneten bıraktığını ailesinden şahitlerin desteğiyle ifade etse de Beni Zafer, Rasûlullah (sav)'a gelerek Tu'me lehine şehadette bulunmuş ve Müslümanlık namına İslam'ın düşmanı olan bir Yahudinin lehine hükmetmemesini rica etmişler. Bulunup getirilen Tu'me'nin de yalan yere yeminler etmesi üzerine Hz. Peygamber onun lehine hükmedecekken Nisa Suresi 105. ayet ve devamı nazil olmuş.

105. ayette Kur'ân'ın indiriliş sebebinin insanlar arasında hakla hükmetmek olduğu bu nedenle kim olursa olsun hainlere arka çıkılamayacağı bildirilirken, hemen arkasından Peygamberimiz’e bilmeyerek de olsa haksız olan bir Müslümandan yana meyledip zimmet ehli bir gayrımüslime zarar vermeye kalkışma durumunda tevbe istiğfara sığınması emredilir. Yani, hak söz konusu olduğunda haklıyı belirlemede inançlar bir ölçü değildir.

Elbette Allah isteseydi bu meyil olmadan da gerçeği hemen Peygamberimiz’e bildirebilir, böyle bir hadiseye hiç izin vermezdi. Böyle olmayıp da bu yaşananlara izin verilmesinin yüzyıllar boyunca iman edenlere hakka riayet konusunda nasıl bir ders verdiğini bilmem görebildiniz mi?

Devamında 109. ayette "Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?" denilerek haksızca kendini kurtarmaya çalışanların Allah karşısındaki yalnızlığı ve çaresizliği vurgulanıyor. Nitekim öyle de olmuş, Tu'me tevbekâr olacağı yerde Mekke’ye kaçmış ve irtidad etmiş. Defalarca hırsızlık yaptıktan sonra yine bir tüccar kafilesinde hırsızlık yaparken yakalanarak feci şekilde öldürülmüş, 115. ayet de bunun üzerine nazil olmuş: "Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber'e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir."


Video:

34-Nisa Suresi 97-126 / Mustafa İslamoğlu - Tefsir Dersleri


https://islamicstudies.info/towards.php?sura=4&verse=105

Surah 4. An-Nisa, Ayat 105-105


اِنَّاۤ اَنۡزَلۡنَاۤ اِلَيۡكَ الۡكِتٰبَ بِالۡحَـقِّ لِتَحۡكُمَ بَيۡنَ النَّاسِ بِمَاۤ اَرٰٮكَ اللّٰهُ​ ؕ وَلَا تَكُنۡ لِّـلۡخَآئِنِيۡنَ خَصِيۡمًا ۙ‏

(4:105) (O Messenger!) We have revealed to you this Book with the Truth so that you may judge between people in accordance with what Allah has shown you. So do not dispute on behalf of the dishonest

Notes

These and certain other verses which occur a little later on (see verses 113 ff.) deal with an important matter, related to an incident that took place around the time they were revealed. The incident involved a person called Tu'mah or Bashir ibn Ubayriq of the Banu Zafar tribe of the Ansar. This man stole an Ansari's coat of mail. While the investigation was in progress, he put the coat of mail in the house of a Jew. Its owner approached the Prophet (peace be on him) and expressed his suspicion about Tu'mah. But Tu'mah, his kinsmen and many of the Banu Zafar colluded to ascribe the guilt to the Jew. When the Jew concerned was asked about the matter he pleaded that he was not guilty. Tu'mah's supporters, on the other hand, waged a vigorous propaganda campaign to save Tu'mah's skin. They argued that the wicked Jew, who had denied the Truth and disbelieved in God and the Prophet (peace be on him), was absolutely untrustworthy, and his statement ought to be rejected outright. The Prophet (peace be on him) was about to decide the case against the Jew on formal grounds and to censure the plaintiff for slandering Banu Ubayriq, but before he could do so, the whole matter was laid bare by a revelation from God. (For the traditions cited here, see the commentary of Ibn Kathir on this verse - Ed.)

It is obvious that the Prophet (peace be on him) would have committed no sin if he had given judgement on the evidence before him. Judges are quite often faced with such situations. False evidence is given in order to obtain wrong verdicts. The time when this case came up for decision was a time of severe conflict between Islam and unbelief. Had the Prophet (peace be on him) issued a wrong judgement on the basis of the evidence before him, it would have provided the opponents of Islam with an effective weapon against the Prophet (peace be on him) as well as against the entire Islamic community, and even Islam itself. They could have spread the word that the Prophet (peace be on him) and his followers were not concerned about right and justice: it would have been claimed that they were guilty of the same prejudice and chauvinism against which they had themselves been preaching. It was specifically to prevent this situation that God intervened in this particular case.

In this and the following (verses 105 ff.) the Muslims were strongly censured for supporting criminals for no other reason than either family or tribal solidarity and were told that they should not allow prejudice to interfere with the principle of equal justice for all. Man's instinctive honesty revolts against the idea of supporting one's own kin even when they are wrong, and denying others their legitimate rights.

Add to: